|
|

Atatürk
Öğretiyor:
Bakın, ATATÜRK kendisi için
ne diyor: Beni görmek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim
fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız bu kâfidir. İki Mustafa Kemal vardır; biri ben,
et ve kemik, geçici Mustafa Kemal ... İkinci Mustafa Kemal, ben
değil, bizdir. O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve
büyük üykü için uğraşan aydın ve azimli bir topluluktur...O
Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve
başarması gereken Mustafa Kemal odur.
BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK, ÖZ DÜŞMANINI bile BARIŞ
İÇİN SAYDI ve SEVDİ ! Anadoluda giriştiği
Kurtuluş Savaşında: Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir !
İleri ! diyen Büyük Önder ATATÜRK, bütün yorgunluk içinde, kan ve ter
içinde İzmire girdiği gün, önüne serilen düşman
bayrağını görünce şöyle öğretti: BAYRAK BİR MİLLETİN
BAĞIMSIZLIK ALÂMETİDİR; DÜŞMANIN DA OLSA SAYGI GÖSTERMEK
GEREKİR !
* *
Bakın, bütün Türk Tarihinde, Gerçekçi
Eğitim Bakanlığına Yakışan Tek Türk Olan, Büyük
Önder ATATÜRK ne diyor:
Genç kuşağın kafasını
yormadan, onun her şeyi almaya ve kavramaya müsait zihni GERÇEK
İZLERİYLE BEZENMELİDİR...Mektep genç beyinlere,
insanlığa HÜRMETİ, millet ve memlekete SEVGİYİ,
ŞEREFİ, BAĞIMSIZLIĞI ÖĞRETİR... Milletleri
kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir. Muallimden, eğiticiden
mahrum bir millet henüz millet adını almak özelliğini
kazanmamıştır. Ona alelâde bir kütle denir, millet denemez. Bir
kütle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, muallimlere
muhtaçtır !
* *
Biz, memleket halkı fertlerinin ve muhtelif
sınıf mensuplarının birbirlerine
yardımlarını, aynı kıymet ve mahiyette görürüz;
hepsinin menfaatlerini aynı derecede ve aynı eşitseverlik
hissiyle temine çalışmak isteriz. Bu tarz, milletin umûmî refahı, devletin bünyesinin
kuvvetlenmesi için daha uygun olduğu kanaatindeyiz.
Kötülük Ruhuna boyun eğerek, vahşilik
yolunda insanları birbirine kışkırtan FETVALAR için
bakın, Büyük Önder ATATÜRK ne diyor:
İnsanları mesut edeceğim diye
onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece
üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta,
onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini
sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını
temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde
insanlığın gerçek mutluluğu , ancak bu yüksek ideal
yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasiyle mümkün
olacaktır.
En önemli ve verimli vazifelerimiz millî eğitim
işleridir. Millî eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak
lâzımdır. Bir milletin hakîki kurtuluşu ancak bu suretle olur.
MİLLÎ
EĞİTİMDE süratle YÜKSEK bir seviyeye çıkacak bir milletin
hayat mücadelesinde MADDÎ, MÂNEVÎ bütün KUVVETLERİNİN
ARTACAĞI MUHAKKAKTIR.!
* * *
Cihanda ve vatanda Barış isteyen Büyük
İnsan Atatürk bakın ne diyor:
Bugün bütün dünya milletleri aşağı
yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu
itibarla insan mensup olduğu milletin varlığını ve
mutluluğunu düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve
refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar
kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet
etmeğe elinden geldiği kadar çalışmalıdır ki, bu
yolda çalışmakla hiç bir şey kaybedilmez. Çünkü dünya
milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi
huzur ve mutluluğunu temine çalışmak demektir.Dünyada ve dünya
milletleri arasında sukûn, açıklık ve iyi geçim olmazsa , bir
millet kendi kendisi için ne yaparsa
yapsın huzurdan mahrumdur. Onun için ben sevdiklerime şunu tavsiye
ederim:
Milletleri sevk ve idare eden adamlar, tabii evvelâ ve
evvelâ kendi milletinin varlığının ve mutluluğunun
yaratıcısı olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün
milletler için aynı şeyi istemek lâzımdır... Bunun için
insanlığın hepsini bir tek vücut ve bir milleti de bu vücudun
bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki
acıdan diğer bütün organlar etkilenir...İşte bu
düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten
kurtarır. Bencillik şahsî olsun millî olsun daima fena
sayılmalıdır.
* * *
Bakın KADIN SOYDAŞLARIMIZA yönelik
ADALETSİZLİKLERİMİZ konusunda BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK, bizlere
neler öğretiyor:
Seyahatim esnasında köylerde değil
bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın
arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok yoğun ve
itina ile kapatmakta olduklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu
biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Fakat muhterem arkadaşlar,
kadınlarımız da bizim gibi
kavrayışlı ve düşünür insanlardır. Onlar yüzlerini
cihana göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda
korkulacak bir şey yoktur. ...
Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez
veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü
gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını
çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mâna ve anlamı nedir? Bu
hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal düzeltilmesi
lâzımdır...
Zaman ilerledikçe, ilim geliştikçe, hayatın,
asrın bugünkü gereklerine göre evlât yetiştirmenin güçlüklerini
biliyoruz. Anaların,. Bugünkü evlâtlarına vereceği eğitim
eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli
özellikler taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını
bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak, pek çok yüksek özelliği
taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple
kadınlarımız hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok
kültürlü, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer gerçekten milletin
anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar...
Şuna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde
gördüğümüz her şey KADININ eseridir...
Bir toplum, cinsinden yalnız birinin yeni
gerekleri edinmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla kuvvetsizlik içinde
kalır.. Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi
KADINLARIMIZA KARŞI gösterdiğimiz ilgisizlik ve KUSURDAN
doğmaktadır...Bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken
diğer organı işlemezse o toplum FELÇ olmuştur..Bundan ötürü
bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı
derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri
lâzımdır..BUGÜNÜN GEREKLERİNDEN BİRİ DE KADINLARIMIZIN
HER HUSUSTA YÜKSELMELERİNİ TEMİNDİR. Bu sebeple
kadınlarımız da bilgi ve teknik sahibi olacaklar ve erkeklerin
geçtikleri bütün öğretim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar
sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı
ve koruyucusu olacaklardır...
Daha endişesiz ve korkusuzca, daha dürüst olarak
yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını
çalışmamızda ortak yapmak, hayatımızı onunla
birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmî,ahlâki,
sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı,
yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur...
Bu kararTürk kadınına sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer
vermiştir. ÇARŞAF içinde, PEÇE
altında ve KAFES arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir... Siyasî
ve sosyal hakların KADIN
tarafından kullanılmasının, İNSANLIĞIN
MUTLULUĞU ve SAYGINLIĞI AÇISINDAN GEREKLİ OLDUĞUNA
EMİNİM.
* * *
Memleketin sanatkârları, şairleri, müzik ve
tiyatro yapımcıları ona gelip elini öpmek istedikleri zaman,
Atatürk şöyle diyor: Sanatkâr, el öpmez; fakat sanatkârın eli
öpülür.
Sizin düşmanlarınız kimlerdir?
diye kandisine yöneltilen soruya Büyük Ata şöyle cevap verir: Biz
kimsenin düşmanı değiliz; yalnız insanlığın
düşmanı olanların düşmanıyız..
Müstemlekecilik ve diktatörlük yeryüzünden yok olacak
ve onların yerini milletler arasında hiç bir renk, din, ve ırk
farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı
alacaktır..
İnsan herşeyden önce mensup olduğu
milletin varlığı ve mutluluğu için
çalışmalı; fakat başka milletlerin de huzur ve
refahını düşünmelidir... Dünyada ve dünya milletleri arasında sukûn ve iyi geçim
olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan
mahrumdur. Bizim isteğimiz cihanda barış vatanda
barıştır! Milletleri idâre edenlerin vazifesi, hayatı
mutlu kılmak hususunda milletlerine yol göstermektir. Hayatta mutluluk
ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı ve huzuru için
çalışmakla mümkündür.
Hiç
karşılık beklemeden insanlığın mutluluğu
için hizmet edebilecek insan yetiştirmek, hayatta en büyük zevktir.
Milletler arasında düşmanlıkların yerini, akrabalık
bilinci almalıdır. Dünya vatandaşları kıskançlık,
açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmeli,
insanlığın bütününün refahı, açlık ve
baskının yerini almalıdır.
* * *
Büyük Önder Atatürk, öğretim görevini yüklenen
insanlara ve bizlere YÜKSELİŞ YOLUMUZU apaçık çizip şöyle
gösteriyor : Muallimler! Hiç bir
zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet, sizden
fikri hür, vicdanı hür, irfanı
hür kuşaklar ister!
Çocuklarımızı
artık, düşüncelerini hiç ÇEKİNMEDEN AÇIKÇA ifade etmeye, içten
inandıklarını savunmaya
ve başkalarının samîmi düşüncelerine SAYGI beslemeye
ALIŞTIRMALIYIZ. Aynı zamanda onların
temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve
yurttaşlık sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel
şeylere karşı SEVGİ
ve İLGİ uyandırmaya çalışmalıdır. Bence
bunlar ÇOCUK TERBİYESİNDE ana kucağından en yüksek
eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak
önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki, çocuklarımız, memlekete yararlı birer vatandaş ve
MÜKEMMEL birer İNSAN olurlar.
* * *
Atatürk,
kendisine sunulan ve sunulacak olan her hangi bir dinden KORKMAĞA lüzum görmedi, KORKMADI ve şöyle dedi:
Bir
dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması
lâzımdır. İslam dinini, asırlardan beri alışa
geldiği durumuyla bir siyaset vasıtası mevkiinden UZAKLAŞTIRMAK ve YÜCELTMEK gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Mukaddes
ibâdet yerleri halkın ruhî, ahlakî gıdalarına en yüksek, en
verimli kaynaklardır. İbâdet yerlerinde halkın
anlıyabileceği dille ruha ve beyne hitap olunmakla insanların
vücudu canlanır, beyni temizlenir,
imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. FAKAT buna karşılık
dua edenlerin ve öğüt verenlerin taşımaları gereken ilmî özellikler, özel liyakat, DÜNYA
DURUMUNU ANLAYIP BİLME,
ÖNEMLİDİR. Dua ve öğütlerden MAKSAT ahalinin
aydınlanması ve doğru yolun gösterilmesidir. Başka bir
şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki duaları
ve öğütleri okumak insanları BİLGİSİZLİK
ve GAFLET içinde bırakmak DEMEKTİR. İbâdet yerlerinden aksedecek sözlerin bilinmesi ve
anlaşılması, teknik ve ilim GERÇEKLERİNE uygun olması
lâzımdır. Dua eden ve öğüt veren hocaların, siyasî
durumu, toplumsal ve UYGAR durumu her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği
takdirde halka YANLIŞ öğretilmiş olur. Bundan ötürü okunan DUALAR ve ÖĞÜTLER tamamen TÜRKÇE ve zamanın gereklerine
UYGUN olmalıdır ve OLACAKTIR.
* * *
ATATÜRK dediğimiz Siyasal Önder,
kendisine RUH-U ALLAH dediğimiz
MESİH İSA ile hayatta hiç görüşüp
tanışmadığı halde, MESİHdeki KUTSAL RUH ile
birleşik olarak bakın ne diyor:
Hakikaten
memlekete HİZMET etmek isteyenlerin kalbi AÇIK olmalıdır;
açık söylemelidir. Arkadaşlar, benim bütün hayatımda
izlediğim yol budur! Millete
efendilik yoktur; hizmet etme vardır. Bu millete hizmet eden, onun
efendisi olur.
Şimdi, Âdem Oğullarını ve
dünyaları Yaratan KUTSAL RUH insanlara şöyle öğretir:
Bilirsiniz ki, Milletlerin Reisleri
onların başında saltanat sürerler, ve büyükleri onların
üzerinde büyüklük taslarlar. Sizin
aranızda böyle olmıyacaktır; aranızda kim büyük olmak
isterse, hizmetçiniz olsun. Ve aranızda kim birinci olmak isterse kulunuz
olsun. Nitekim İnsanoğlu ( Kurban İsa ) kendisine hizmet edilmeğe
değil, ancak hizmet etmeğe ve bir çokları için CANINI fidye
(kurtaran ödül) olarak vermeğe geldi.
* * *
Rabde Sevgi ve Hürmetlerimle
***********
AntiJihad
Norge
e-mail: ajnorge@hotmail.com