|
|

Müslümanlar,
Hırıstiyanlara şöyle Soruyorlar:
Orta Doğu ülkelerinde Müslüman inancı ile
yetiştirilmiş olan yüzlerce kişiyle tanıştım!
Hepsinin Mesih İsa inancına yönelttiği çok önemli ortak sorular
var! Şimdi aynı soları bu belge ile sizlere de yazmak istedim:
Soru 1 Müslümanlıktan ayrılıp Hırıstiyanlığa geçtiğiniz için, size para veren ve masraflarınızı karşılayan bir
teşkilat var mıdır?
Cevap 1 Ademden gelen canım kardeşim,
bütün zenginlikler hepimizi yaratan Tanrıya aittir! Size ve bana yemek
veren, yine ancak O Rabbin Kendisidir!
Rab, merhameet etmese ne sen yiyebilirsin, ne de ben! Sizin bana
verdiğiniz yemek için bile önce Yaratana, sonra da size teşekkür
borçluyum! Gerçekte, Rabbimizin sizlere sunduğu yemekleri bile şükürsüz, yediğinizi görüyorum! Bu nimetleri hep
kendimizin hakkettiğimizi zannediyoruz ve onu veren Tanrıya
teşekkür etmeğe hiç lüzum görmüyoruz!
Yaratanın Kendi Sevgisinden başka, hiç
bir teşkilat benim masraflarımı karşılamaz ve para
vermez! Bana sağlık veren, kuvvet veren, bana iş veren, ancak
Tanrıdır! Bütün gerekli ve temel ihtiyaçlarımı, ancak beni
de seven Rabbim Kendisi karşılar! Çünki hepimizi yaratan Tanrı,
seven ve merhametli olan Yüce Babamızdır! Hem iyi kullara hem de
kötü kullara güneş veren, yağmur bağışlayan, ekmek
veren Merhametli Ruh, yine bizleri Yaratan Babadır ve şöyle der: Düşmanlarınızı sevin, ve size eza
edenler için dua edin ki, siz göklerde olan Babanızın
oğulları olasınız; zira o, güneşini kötülerin ve
iyilerin üzerine doğdurur; ve salih (dürüst) olanlar ile olmayanların
üzerine yağmur yağdırır...Bundan dolayı semavî
Babanız kâmil (mükemmel) olduğu gibi siz de kâmil olun. Ebedî Söz İncilde Matta 5: 44,45,48.
Her iyi nimet ve her mükemmel
armağan, kendisinde değişiklik yahut döneklik gölgesi olmayan
ışıklar Babasından, yukarıdan, iner Kutsal Sözde Yakub 1: 17.
Bize verilen Tanrı
nimetleri, onlara lâyık olduğumuzdan değildir! Bu nedenle: kimse
övünmesindiye yazılıdır! Ebedî Sözde
Efesliler 2: 9.
Soru 2 Hırıstiyanlar neden sünnet olmuyorlar, uzun ve
pis kıllarını
kesmeden hep pis kalıyorlar?
Cevap 2 Bakın Kutsal Söz ne diyor: RAB insanın gördüğü gibi görmez; çünkü insan yüze
bakar, fakat RAB yüreğe bakar. 1 Samuel 16:7.
Evet, insanı yaratan Rab, içe bakar, insan
gibi dışa bakmaz! Erkeklik organındaki derinin kesilmesiyle,
Tanrı önünde tertemiz olduğumuzu ve
sonunda Cennete gireceğimizi sanırız ve ancak kendimizi
aldatırız!
Ebedî Mesihde imanlı Rab sözcüsü
İbrahim, 99 yaşında iken Rab, sünnet olmasını ve ondan
sonra gelecek bütün erkek çocukların
doğumdan sonra tam 8 inci günde sünnet edilmelerini emretti! O
zaman İbrahim ve onun emrindeki erkeklerle Mısırlı
kadın Hacerden doğan 13 yaşındaki oğlu İsmail
hep beraber, Kutsal Kitapda, Tekvin
(Doğuş) 17:22-26 da okuduğumuz gibi sünnet oldular...Bu tarihsel
gerçekleri, imam veya hoca dediğimiz adamlar da bilmezler, çünkü
Yaratanın Ebedî Sözü olan Kutsal Kitabı okumaktan korkarlar!
Şimdi onları da ayıplamıyorum, çünki Kutsal Sözde, Mesih
İsa ile yüzyüze gelip Onunla tanışmadan önce, ben kendim de
tıpkı onlar gibi ve öcüden korkar gibi İncilden korkardım!
Sünnet için Rabbin emri böyle olmakla beraber,
sünnet olmakla bir kulun günahlarından temizlenmesi de
imkansızdır. Batı-ülkelerinde
tanıştığım Mesih inanlısı olan çoğu
kimseler, oğlan çocukları doğduğu zaman hastahanede doktora
sünnet-derisini kestirirler. Lâkin Tanrı önünde günahların affı için bunun asla bir
değeri de olmadığını iyi bilirler! Çünki bizleri
yaratan, seven, çağıran ve yargılayan Rab, deride yahut kabukta
değil, yürekte ve ruhta sünnetlilik, doğruluk istiyor! Onun için sünnet derimiz kesildi diye Tanrı önünde
hiç birimiz övünmeğe kalkışmıyalım!
Uzun ve kısa olan kıllar konusunda da
durum aynıdır! Üstelik, Batı ülkelerinde pis dediğimiz
yabancılar, her hafta, hatta her gün banyo yapıp temizlenirler. Orta
doğudaki biz insanlar, gusul abdesti alıp haftada bir kez
yıkansak çok temiz olduğumuzu zannederiz. Çoğumuz, haftada
değil, ayda değil, bayramdan bayrama, ya da altı ayda bir veya
senede bir kez yıkanırız!
Üstelik hepimizi yaratan Tanrı, insan gibi,
dıştaki temizlikle de yetinmiyor ve ruhta temizlik, doğruluk
istiyor! Şimdi biz, sünnete mi temizlik diyelim?
Hapishane ziyaretlerimde İncil hediye ederken,
sünnetli olan çok Müslüman Araplar,
yalancılar, hırsızlar ve katiller gördüm. Tanrı huzurunda
bunlara mı temiz diyelim?
Yargılayan Tanrı, insanın
dışındaki pislikten önce, insanın ruhundaki pisliklere
dikkatimizi çekiyor! Kafasında yalan hazırlayan, hırsızlık
düşünen, katillik pilanlayan kul, Rab önünde her düşündüğü
kötülüğü zaten işlemiş durumlara düşüyor! Matta 5: 28 de: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina
etmiştir. diye de yazılıdır! Ağızdan
çıkan şeyler yürekten çıkar, ve insanı onlar kirletir.
Çünkü kötü düşünceler, öldürmeler, zinalar, hırsızlıklar,
yalan şehadetler, küfürler yürekten çıkar. İnsanı kirleten
şeyler bunlardır; fakat yıkanmamış ellerle yemek,
insanı kirletmez. Ebedî
Sözde Matta 15: 18-20 ve Markos
7: 14-23. Gerçek böyleyken, yargılayan Rabbin önünde, günahın tek
cezası olan ebedî ölüm yargısına düşmemiş bir tek
peygamber, bir tek imam veya bir tik temiz-kul kalmış
mıdır?
Soru 3 Hırıstiyanlar neden abdest alıp namaz kılmazlar?
Cevap 3 -
Yaratan Rab önünde, önce abdest alıp namaz kılmanın ne
demek olduğunu bilmek gerekiyor.
Şimdi, Yaratan Kutsal Ruhun önünde, ibadet
etmenin ne demek olduğunu okuyup öğrenelim! Bakın Rab, ne diyor:
Dua ettiğiniz zaman da ikiyüzlüler gibi
olmayın; çünkü insanlar kendilerini görsünler diye, ibadet- hanelerde ve
köşe başlarında durup dua etmeyi severler...Fakat sen dua
ettiğin zaman kendi iç odana gir, ve kapı kapayarak gizlide olan
Babana dua et; gizlide gören Baban sana ödeyecektir. Dua ederken putperestlerin
ettiği gibi boş tekrarlar yapmayın. Ebedî Sözde
Matta 6: 5-8.
Yaratan Tanrı, Ruhdur ve manadadır! Dua
sanıp Arapça seslerle anlamadan yuvarlayıp
tekrarladığımız boş sözlerle, Yargılayan
Tanrıyı kandırmanın imkânı yoktur! Aldığımız
abdestler ve kıldığımız namazlar, Kutsal Ruhdan ve
Onun istediği anlamdam yoksun ve
çok uzaktır! İbadet diye durduğumuz namazlarda ne
dediğimizi bilmeyiz! Küfür ve beddua mı ederiz, yoksa hayır dua
mı ederiz, bilmeyiz!
Bakın, size bir örnek vreyim: insanlara
yaptığı gaddarlıklardan dolayı, onu terbiye için
azarlayan amcası Ebu Lehebe kızan Muhammed, içindeki öfkeyle,
amcası için nasıl kötülükler ve belalar homurdanıyor,
dinleyin: Tebbet
yedâ Ebû Leheb-in ve tebb. Mâ-ağnâ
anhu mâluhû vemâ keseb. Seyaslâ nâran zâte Leheb. Vemra atuhû hammâlete-l
hatabî, fîcîdihâ hablün min-mesed amin, diye Arapça ezbere
homurdandığımız bu boş tekrarlarla, Muhammed veya
bizler, acaba kimi avutuyoruz? Yargılayan Rabbi mi, yoksa kendimizi mi?
Bu Arap seslerin manası bakın
anladığımız Türkçe ile, Rabin önünde ne lânetler savurup
döküyor:
Ebu Lehebin elleri
kurusun, kendi de yok olsun! Onu ne malı, ne de kazancı
kurtaramayacak.
O, alevli bir ateşe
atılacak. Karısı onun ateşine odun taşıyacak.
Boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olacak! Amin.
Kuranda Tebbet Suresi (Sure 111: 1-5).
Sevgi emreden ve yargılayan Rabbimizin
önünde, Arapça makamlar içinde anlyamadan savurduğumuz bu lânet
sözlerinden, niçin utanmıyoruz? Çünki Şeytan yolunda
alıştığımız gelenekler, hoşumuza gidiyor ve
gerçek olan Rabbin Sözünü bilmek istemiyoruz! Rab önünde, dua diye
savurduğumuz bu lânet sözlerinden bizim gerçek kazancımız nedir?
Yargılayan Rabbin önünde, kendi dilimizle, kendi düşeceğimiz
çukurları kazmıyor muyuz? Aklımızı ve ruhumuzu
bağlamış olan İblisin elinden kurtulmak gerekmez mi?
Bakın Yargılayan Rab ne diyor:
(Başkasına) çukuru
kazan, içine (kendi) düşer; (başkasına) yuvarlanan taş,
yuvarlayanın üzerine döner. Kutsal Sözde Süleymanın
Söyleyişleri 26: 27. Aldanmayın. Rab alaya gelmez. İnsan ne
ekerse onu biçer. Galatians 6: 7.
Çünkü her kim bütün şeriati
(Kutsal Yasaları) tutar, fakat bir şeyde sürçerse, hepsinde suçlu
olur. Ebedî Sözde Yakub
2: 10.
Şimdi
biz Rab önünde tutturduğumuz geleneksel gidişimize ibadet mi diyelim,
yoksa şaşkınlıkmı diyelim? Bu farkı bilmemiz
gerekir, çünkü Rab biliiyor ve apaçık bildiriyor!
Âdem oğullarını yaratan Tanrı,
başka kullar için beddua ve lânetler istemiyor!Ancak sevgi emrediyor ve
affedici merhamet duaları isteyerek bakın ne diyor: Ben size derim: Düşmanlarınızı sevin,
ve size eza edenler için dua edin ki, siz göklerde olan Babanızın
oğulları olasınız ; zira o, güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur;
ve doğru olanlarla olmayanların üzerine yağmur
yağdırır. Çünkü eğer sizi sevenleri severseniz, ne karşılığınız
olur? (Rüşvetçi) vergi memurları da öyle yapmıyorlar mı? Ve
yalnız kardeşlerinizi selamlarsanız, fazla ne yapmış
olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı? Bundan dolayı,
göklerdeki Babanız mükemmel oldğu gibi , siz de mükemmel olun.
Ebedî Söz İncilde Matta 5: 44-48.
Şimdi,
alıştığımız geleneklere uyarak ibadet diye
yürüttüğümüz gidişler, Rab önünde gerçekten ibadet midir, yoksa
Rabbin putperestlik olarak
yargıladığı bir gidiş midir, bilmemiz gerekir, çünki
Rab, açıkça bildiriyor!
Soru 4 Hırıstiyanlar neden kurban kesmezler?
Cevap 4 Bakın, Yaratan Rab, bizim
kestiğimiz kurbanlar için, Ebedî Sözde ne diyor:
Ey suçlu millet, kötülük
işleyenlerin zürriyeti, baştan çıkmış
çocuklar..kurbanlarınız çok olmuş, bana ne? Koçlara.. besili
hayvanların yağına doydum...boğaların, kuzuların,
erkeçlerin, kanından hoşlanmam. Önümde görünmeğe geldiğiniz
zaman elinizden bunu kim istedi de ibadet hanelerime ayak bsıyorsunuz?..
Boş takdime getirmeyin..bana mekruh (zıt) şeydir..fesat ile
bayram toplantısına dayanamıyorum. Belli
bayramlarınızdan ruhum nefret ediyor..ellerinizi
açtığınız zaman gözlerimi sizden gizliyeceğim.. dualar
ettiğiniz zaman da dinlemiyeceğim.. gözümün önünden işlerinizin
kötülüğünü atın; kötülük etmekten vazgeçin: iyilik etmeyi
öğrenin. Kutsal Sözde İşaya bölüm
1.
Rab kendi sözünün dinlenmesinden
hoşlandığı kadar kurbanlardan hoşlanır mı?
İşte itaat etmek kuurbandan, ve dinlemek koçların iç
yağından daha iyidir. Ebedî
Sözde, 1inci Samuel 15: 22.
Yaratan
Kutsal Ruhun sunduğu tek Kurtarıcı Kurban, yine kendisi için
İsa Mesih ismiyle, yani (Kurtaran Kurban) adıyla
aldığı günahsız Ruh ve günahsız Bedendir! Rabbin
Kendisinden başka da bir Kurtarıcı yoktur!
Ve başka hiç
birinde kurtuluş yoktur; çünkü gök altında adamlar arasında
(Âdem oğulları arasında) verilmiş başka bir isim
yoktur ki, onunla kurtulabilelim.
Resullerin İşleri 4: 12.
Bakın, eşsiz sevigi ve merhametle, herbirimizi
çağıran sevgili Rabbimiz ne diyor:
İlk atan suç etti, ve muallimlerin bana
karşı günah işlediler. İşaya 43: 27
Senin günahlarını ..
ve suçlarını bulut gibi sildim; bana dön; çünkü seni fidye ile (ödül
kurban ile) kurtardım.Terennüm edin, ey gökler, çünkü bunu RAB yaptı;
bağırışın, ey sizler, yerin derinlikleri; ey
dağlar, ey orman, ve onda olan her ağaç, terennüme koyulun; çünkü
RAB, fidye ile (ödül ile) kurtardı.
İşaya 44: 22-23 Gökleri yaratan RAB.. dünyaya şekil veren..RAB benim;
ve başkası yoktur.
Benden başka Allah, hak
Allah ve Kurtarıcı yok; benden başkası yoktur. Ey dünya
uçları, hepiniz bana yönelin de kurtulun; çünkü Allah benim, ve başkası yoktur. Kendimle
and ettim: Her diz önümde çökecek, her dil bana and edecek, diye söz
ağzımdan doğrulukla çıktı, ve geri dönmez.
Ebedî Sözde, İşaya 45: 18, 21-23.
Şimdi, hepimizi yaratan, yüce merhameti ve
sevgisiyle, bizler için kendisini Kurtarıcı Kurban kılan
Rabbimizi mi kabul edelim, yoksa kandırıcı İblisin kibirli
kullara kestirdiği keçilere mi ümit bağlayalım? Bu soru, ölüm
ve kalım meselesidir! Rruhumuzda karar verip seçim yapmamız gerekir!
Çünki kulları Yargılayan Kutsal Ruh, zaten kullar için ebedî ölüm,
ya da ebedî hayat yargısıyla
kendi kararını vermiştir.
Tekrar dinleyin, bakın dünyaları yaratan
ve Kendisini Kurban kılan Kurtarıcı İsa ne diyor:
Siz
aşağıdansınız, ben yukarıdanım; siz bu
dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim. Bundan ötürü size:
Günahlarınız içinde öleceksiniz, dedim. Zira benim o
(Kurtarıcı) olduğuma iman etmezseniz, günahlarınız
içinde ölürsünüz. Ebedî Sözde
Yuhanna 8: 23-24.
Kibirli, İblis gelenekleriyle içten ve
dıştan sımsıkı bağlanmış olan Müslüman
kullar arasında: Kurban ancak fakirlere yardım ve zekat vermek
için kesilir. diyenleri de gördüm. Gerçekte Yaratanın fakir kullara
yönelik yardım için emrettiği zekat, Rab Sözünü bilmeyen Muhammedin
kafadan attığı gibi 40 da biri değil, fakat tüm
kazancın 10 da biridir!
Soru 5 Hırıstiyanlar neden oruç tutmazlar?
Cevap 5 Bakın, her birimizi Yaratan
Tanrı ne diyor: Allahın hükümlerini
unutmamış bir millet gibi.. niçin oruç tuttuk da görmüyorsun?
Canlarımızı alçalttık da bilmiyorsun? diyorlar.
İşte siz orucunuz gününde işinizin peşindesiniz ve bütün
işçilerinizi sıkıştırırsınız.
İşte siz kavga ve çekişme için ve kötülük yumruğu ile
vurmak için oruç tutuyorsunuz... Buna mı oruç ve Rabbe makbul gün
diyorsun?.. Benim seçtiğim oruç- kendi ekmeğini aç olanla
paylaşmak, ve yurtsuz düşkünleri kendi evine getirmek, ve çıplağı görünce üstünü örtmek
(giydirmek), ve kendi etinden olandan (insandan) kaçınmamak değil mi?
İşaya 58: 3,4,7. Sen oruç
tuttuğun zaman.. insanlara değil, gizlide olan Babana oruçlu
görünesin; ve gizlide gören Baban sana ödiyecektir. Matta 6:18
Biz, oruç tuttuğumuz zaman: Ağzımın orucuyla kızdırma beni be!!!
Bir patlatırsam, feleğini görürsün
diye etrafa zehir saçmaktan zevk almaz mıyız? Oruç tuttuğumuzu
zannettiğimiz aylarda, diğer aylarda yediğimizin en az iki
mislini yemiyor muyuz? Kapıya kadar gelmek zorunda kalan bir kula da: Haydi kapat şu kapıyı! Allah versin! deyip azarlamıyor muyuz? Aman iftar!
Aman savur! diye diye, tıh deyinciye kadar tıkınmıyor
muyuz?
Sure 8: 69 da (Başkalarından çalıp)
elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak
yeyin diyen ve Rab Sözü zannettiğimiz Kuranla fetva
veren Arap Muhammedin düştüğü ebedî
bataklara düşmüş değil miyiz?
Rab önünde tarih boyu çalıp yediğimiz
türlü haraçlara şimdi: mabul oruç mu diyelim?
Soru 6 Hırıstiyanlar neden Hicaza gitmiyorlar da
Meryem Ananın mezarına
tapıyorlar?
Cevap 6 Yaratan Tanrı, Kutsal Ruhtur.
Tanrıdan başkasına tapılmaz, ibadet yapılmaz. Fakat
Ebedî Sözü bilmeyen kullardan bazıları, imanlı kul Meryemin
mezarına taparlar, bazıları da gaddarlık örneği olan
Muhammedin mezarında tapınırlar! Aslında Katoliklerle
Müslümanlar birbirine benzerler: Yaratan Rabbin Sözünü bilmezler. Mezar ve tekkelere
taparlar. Kendi geleneklerine tapmakla da İblise tapınmış
olurlar. Kötülük ruhu olan İblisin kandırıcılığını,
bu gerçeklerden de anlamamız gerekir! Bu acı durum, hepimizi Yaratan
Kutsal Ruhu çok üzen bir gidiştir! Yaratan Tanrıyı biz, mezar
ve tekkelerde, ya da Hicazlarda ve Kâbe-taşında ararız. Tanrı, her yerde hazır ve nâzırdır
deriz ama inanmayız. Onu daima geleneklerde ararız.
Her yerde hazır dediğimiz Rabbimizi
Mekke veya Medinelerde aramaktayız. Kendisi kötülük ruhu olan
Şeyytanı taşlamak için de Mekkelere gidiyoruz. Elimize
tutuşturulan taşlarla
Şeytanı taşladığımızı
sanırken attığımız taşlar, karşıdaki
şaşkınlarnın kafasını deliyor ve akrabalarıyla
birlikte onları ağlatıyor! Çünkü kendi yüreklerimizde makam
tutup yerleşmiş olan gerçek Şeytanı ve onun işlerini
bilmiyoruz ve bilmek istemiyouruz!
Muhammedin sakalı da ayrı bir
geleneğimiz oldu. Bu devirde, Müslümanları sevindirmek ve tatmin
etmek için bu sakallar, dünyanın büyük şehirlerindeki camilerde
gösterilmektedir. Almanyanın Hambug şehrinde bir Türk camisinde de
Muhammedin sakalının
gösterildiğini duyar duymaz, Türk kadınlar ve erkekler, hep
akın ediyorlar! Kırkılmış-sakal görebilmek için
birbirlerini iten insanların arasında sıkışan çocuklar
zor durumlarda kalıyorlar! İblis veya Şeytan dediğimiz bu
kötülük ruhunun biz insanları, Yaratan Rabden nasıl
uzaklaştırdığını ve biz kulları ne kadar
kolay kandırabildiğini görmemiz gerekir!
Tabi, Muhammedin peşinde gidenlerimizi hep
sevindirmek ve hepsini tatmin edip mutlu kılmak için de, dünyanı
büyük şehirlerindeki camilere yetecek kadar sakal toplamak gerekir!
Gönüllü olarak sakal vermeğe hazır olan imamlarımızı
bulmak, ya da yeteri kadar keçi bulmak asla zor değildir!
Okullarımızd çocuklarımız
gerçekçi bir anlayışla yetiştirmek istemezsek sapıklık
ve kötülük ruhundan kkurtulmamız mümkün olmaz! Bizleri yaratan Kutsal
Ruhun insanlara verdiği en değerli zenginlik, Rabbimizin
venrdiği anlayış yeteneğidir! İyi ve kötü olanı
tartıp anlamak yeteneğidir! Bu önemli yeteneği
kullanacağımız en temel konu ise önümüze çıkan ruhsal
konulurı tartıp değerlendirmek hürriyetidir! Fakat
geleneklerimizde ve ülkemizde ruhsal konularda çocuklarımıza
tarafsız ve gerçekçi bilgi vermekten devamlı kaçmaktayız!
Gerçekçi olmamızı isteyen Kutsal Ruhun önünde tümden kapalı ve
bilgisiz, hatta sapık geleneklere saplanmış durumdayız!
Ortak yaşadığımız bu dünyada hüküm süren
inançları açık ve gerçekçi bir ruhla incelemekten korkarsak ve
çocuklarımızı korkutursak, ruhsal değerler konusunda
saplandığımız noktadan yükselemeyiz!
İyi olana kötü olandan ayırmamız
mümkün olmaz! Gerçekç öğrenimde korku yoktur! Ruhsal değerler
konusunda önümüze çıkan her din ve inanacı incelemek, tetkik etmek ve
kara vermek hürriyetinin eşsiz değerini henüz idrak etmiş ve
okullarımızda uygulamış değiliz! Rab önünde açık
olmadığımız için ruhsal yönlerde daima düşük kalmak
zorundayız! Bu düşük halimizden dolayı, bizleri Yaratan Rabbin
niceliğini bile tetkik etmekten çok uzak ve zavallılar olarak
kalmaktayız! Bakın Yaratan Rabbimizin kendisine çok üstün bir kafa
ve düşünme yeteneğiyeteği vermiş olduğu seçkin insan
Atatürk bakın biz öğretmenlere ve düşünen
soydaşlarımıza ne gerçekler bildiri yor:
Muallimler! Hiç bir zaman
unutmayın ki, Cumhuriyet, sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı
(bilgisi) hür kuşaklar ister! Çocuklarımızı artık,
düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını
savunmaya ve bşkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye
alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların
yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaşlık sevgisiyle beraber
doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi
uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar,
çocuk terbiyesinde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde,, her
zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki,
çocuklarımız, memlekete yaralı birer vatandaş ve mükemmel
birer insan olurlar.!
Büyük Önder Atatürkün istediği, fikri hür,
vicdanı hür, bilgisi hür kuşaklar yetiştirmemiz mümkün müdür?
Çocukcuklarımızı, düşüncelerini hiç çekinmeden ifade
etmeye, içten inandıklarını savunmaya
alıştırmalıyız diyen Atatürkün istekelerini
okullarımızda uygulamaktan uzak değil miyiz?
Okulda bir çocuk kalkıp insan olarak
Muhammedin kusurlarını saymağa başlasa, ona kızmaz
mıyız!
Sus ulan! İt herif!
Dinimize kara çalmağa girişme, yoksa ağzını
yırtarım! Kafanı
kırarım senin! diye onu yürekten azarlayıp susturmuyor
muyuz? Fikri hür, vicranı hür, irfanı hür bir eğitimin Arap
dinine köle düşmüş bir milletin içinde yaşaması mümkün
müdür? Yalancılık ve gaddarlık dinine gömülmüş bir milletin
içinde mantık ve ruhsal değerler aramak, öğrenmek ve açıkça
öğretmek mümkün olur mu? Evet,
olur dersek, iki yüzlü, yalancılar olduğumuzu ispat etmiş olmaz
mıyız! Atürkü ve onun mantıklı yenilik düşüncelerini
hazmetmek, Arap dini ve Arap kültürü içinde mümkün olur mu?
Batı ülkelerinde cami kuran Türk
soydaşlarımızın
Atatürke yönelik düşmanlıkları, Arap dininden
değilse, neredendir? Muhammet dediğimiz gaddarlık örneği
bir Arap
Ruhsal değerlerde düşük ve
mantıksız olduğumuzu kabul edip uyanmamız için şart
olan gerçekçi eğitimin, bizlere nasıl ve ne zaman gelebileceğini
gören Atatürk gibi bir tek daha önderimiz çıkmış
mıdır?
Arap kültüründe böyle bir önderin çıkması
mümkün müdür?
İblis dediğimiz bu kötülük ve
gaddarlık ruhu, yalnız bireyleri değil, milletleri de kendi
elindeki oyuncak ve çöpler gibi oynatıyor! Ebedî Sözü bilerek Mesihle
yücelmiyenin hali zaten haraptır!
Bakın, Rabbimizin çok sevdiği
İbrahimin kendi ev halkı olan iki oğlu İsmail ve
İshakın çocukları, Rab
önünde asla utanmadan, tıpkı köpekler ve kurtlar gibi devamlı
boğuşmaktalar! Çünkü İsmail oğulları olan Araplar ve
İshak dediğimiz İsrailin oğulları olan İsrail
milleti, dedeleri İbrahimin Rabbini bilmezler ve belmek istemezler!
Yakın akraba olan bu iki ev halkı bile, daha uzaktan akraba olan
bütün dünya milletlerimizin önünde, Rabden asla çekinmeden ve utanmadan
savaşmaktalar! Bu sevgisizlik ve imansızlıktan sevinerek
coşan tek ruh, yine İblisin kendi ruhudur! Bu Şeytan,
diğer milletleri de aynı savaş ve gaddarlık ruhuna sokmakta
çok hünerlidir! Dünyamızda çöp ve oyuncak gibi peşine
soydaşlarımızı Yahudiye ölüm ! Yahudiye ölüm
!diye durmadan bağırtıyor! Bu bağıranların
hiç birisi de, Yargılayan Rabbin önünde kendi ölümleri için
bağırdıklarını bilmiyorlar ve düşünmezler! Bu
kandırıcı Şeytan, iki tarafı da çöp gibi eline
alıyor, rahatça çarpıştırıp kırıyor!
Devamlı da kırmaktadır! İsrail ve Araplar durup
düşünmüyor ve: Biz kendi aramızda ne
yapıyoruz? İmanlı babamız İbrahim, Rab önünde böyle
bir imansızlık ve edepsizlik yapmadı! Biz niçin Rabden
ayrılıp İblise tapıyoruz? diye sormuyorlar,
soramıyorlar, çünkü onların ruhlarında Mesih bilgisi ve Mesih
sevgisi yoktur!
Bakın Ebedî Söz, bu konuda bizlere ne diyor:
Hiç doğru yok, bir kişi bile yoktur;anlıyan
kimse yoktur, Allahı arıyan kimse yoktur; hepsi saptılar,
birlikte yaramaz oldular; iyilik eden yok, bir kişi bile yoktur;
onların boğazı açık kabirdir; onlar dilleriyle
aldattılar; karayılanın zehiri dudaklarının
altındadır; onların ağzı lânet ve acılıkla
doludur; onların ayakları kan dökmekte çabukturlar; kırgın
ve sefalet onların yollarındadır; ve selâmet yolunu bilmediler; onların
gözleri önünde Allah korkusu yoktur. Ebedî Sözde Romalılar 3: 10-18.
Biz Âdemoğulları mezarlarda, tekkelerde,
Hicazlarda, türlü yollarda tapınıp Rab ararız, fakat
bulamayız. Çünki biz, gelenekli kibirlerimiz içinde yoğrulmuş
olarak gezeriz!
Yaratan Rab ise, tümden inik gönüllüdür! Kalbimize ve ruhumuza girmek için ve
bizimle birlikte yaşamak için kapılarımıza kadar ve
ayaklarımıza kadar gelen Kibirsiz ve
Kutsal Babadır! Bu Merhametli Rab, Şeytanı ve bizim gibi
kibirli kulları hep şaşırtır, çünkü Kendisi mükemmel
olduğu kadar da mütevazı olan Kutsal Ruhtur! Şeytan ve insanlar
gibi kibirde yürümez! Bu gerçeği bilmediğimiz için, Kendisi, Kutsal Söz ve Kutsal Ruh olan İnik
Gönüllü Kurban Mesih ile
tanışmayı da istemiyoruz! Onu, Ebedî Sözünde
olduğu gibi kalbimize davet etmiyoruz ve
Kendisinden hep uzak kalıyoruz! Her birimizi yaratan gerçek Rabbi
bırakıp geleneklerimize dönüyoruz! Kuran
deyip duvarlara astığmız Arapça kitaplara ve Arapça
kağıtlara tapan putperestler durumuna düşmüş değil
miyiz?
Hayatta bizleri yaratan ve Âdem oğulları
için kendisini Kurtarıcı Kurban kılan, İsa Mesihe mi
inanalım, yoksa:
Elde ettiğiniz
ganimetleri temiz ve helal olarak yeyin diye her birimizi
kışkırtıp çağıran, bencil ve
kandırıcı İblise mi tapalım? Önümüze serilen bu ebedî
seçim için karar vermek zorundayız!
Şimdi bakın, herbirimizi yaratan, seven,
çağıran ve yargılayan ve kendisine Mesih denen Ebedî Kurban ne
diyor:
Benimle beraber
olmıyan bana karşıdır, ve benimle beraber devşirmiyen
dağıtır. Bunun için size diyorum: Her günah ve küfür insanlara
bağışlanacaktır; fakat Ruha karşı küfür
(zıtlık) bağışlamıyacaktır. Kim
İnsanoğluna karşı (bedende gelen Kurbana karşı)
söz söylerse, ona bağışlanacaktır; fakat kim Kutsal Ruha
karşı söylerse, ne bu dünyada, ve ne de gelecekte ona
bağışlanmyacaktır. Ebedî
Sözde Matta 12: 30-32.
Âdemden gelen canım kardeşlerim! Her
birimizi Yaratan Kutsal Ruh, kalbimizi uyarınca lütfen, Kutsal Ruha
zıt gitmiyelim!!!
***********
AntiJihad Norge
e-mail: ajnorge@hotmail.com